Panteizm ve Kötülük Problemi
Açıklama
Panteizm, Tanrı ile doğanın özdeş olduğunu savunan hem dinî hem felsefi yönleri bulunan, tek bir tanımı olmayan geniş ve çok yönlü bir düşünce sistemidir. Tarih boyunca Doğu ve Batı’daki çeşitli felsefelerde ve dinlerde panteist unsurlar görülmüş, özellikle Spinoza gibi filozoflar tarafından sistematik hâle getirilmiştir. Panteizmde Tanrı evrenden ayrı düşünülmediği gibi Tanrı’nın, doğa ve evrenin kendisi olduğu düşünülür. Bu bağlamda panteizmde birlik, içkinlik, monizm ve determinizm gibi kavramlar ön plandadır.
Panteizm zaman zaman teizme yakın görülse de Tanrı’nın irade, bilgi ve kudret sahibi bir varlık olarak kabul edilmemesi, onu teizmden ayırır. Kötülük problemi bağlamında panteizm, teistik anlayıştan farklı açıklamalar sunar.
Kötülük problemi, özellikle Tanrı’nın varlığı ile kötülüğün nasıl bağdaştırılabileceği sorusunu içerir. Bu sorun teizmde, Tanrı’nın iyiliği, kudreti ve adaletiyle çelişen bir mesele olarak görülürken; panteizmde bu durum, farklı bir biçimde ele alınır çünkü panteizmde Tanrı, zat ve irade sahibi bir varlık değildir. Panteizme yöneltilen en temel eleştiri onun monist yapısıdır. Buna göre, Tanrı ve doğanın özdeşliği, kötülüklerin doğrudan Tanrı’da veya doğasında yer alması anlamına gelir ve bu Tanrı’yı “kötü” kılabilir. Diğer bir eleştiri ise onun determinizmi savunmasıdır. Bu düşünce temelde özgür iradeye yer vermediği için insanın ahlaki eylemlerinden sorumlu tutulamamasına yol açar.
Spinoza gibi panteistler, iyi ve kötüyü insan zihninin ve bilgisizliğinin ürünü olan göreli kavramlar olarak görür. Ona göre kötülük, evrendeki olaylara insanın kendi çıkarı açısından verdiği bir isimden ibarettir ve nesnel bir gerçekliği yoktur. Evren, zorunluluk yasalarına göre işler; her şey olması gerektiği gibi olur. Bu durumda özgür irade de bir illüzyondur ve dolayısıyla insan ve Tanrı “başka türlü davranamaz.” Bu determinist yaklaşım, insanın ahlaki sorumluluğunu da sorgulatır.
Panteist düşüncenin kötülüğün illüzyon olduğu teorisine bazı eleştiriler yapılmıştır. İlk olarak, teorinin kendi içinde çelişkili olduğu söylenebilir. Buna göre, eğer kötülük gerçek değilse o zaman her şeyin hakiki ve bozulmamış iyiliğini bizden saklayan yanılsamanın (illüzyon) kendisi de kesinlikle bir kötülük olarak görülmelidir ki bu durumda, kötülük gerçektir. Burada kötülüğün gerçek dışı olduğu tezi, kendi yanlışlığını ima eder. Bir diğer eleştiri ise, panteist teorinin genel tecrübelere aykırı olmasıdır. Kötülüğe ilişkin bu iddia gerçek hayatta yaşadığımız ya da karşılaştığımız durumları göz önüne aldığımızda sezgilere aykırı görünmektedir. Mesela, aklı başında bir kimsenin açlıktan veya şiddetli bir depremde göçük altından çocuğu ölen bir anneye aslında bunun bir illüzyon olduğunu söylemesinin zor olduğu açıktır. Üçüncü bir eleştiri ise ahlaki eylemlerin temelini sarstığı şeklindedir. Kötülüğün olmadığını söylemenin söylenecek en kötü şey olduğu iddia edilir. İyi ve kötüyü birbirinden ayırmayan panteist düşüncenin nihayetinde değerlerin ayrımını da ortadan kaldırdığı açık bir şekilde görünür. Son eleştiri ise ibadetleri anlamsız hâle getirmesidir. Panteist düşüncede, Doğa’ya veya ilahi Birliğe saygı gösterilmesine olanak sağlanırken ibadete, duaya veya Tanrı ile insan arasındaki herhangi bir kişisel ilişkiye yer olmadığı açıktır.
Dosyalar
978-625-95679-5-2.pdf
Dosyalar
(2.7 MB)
| Ad | Boyut | Hepisini indir |
|---|---|---|
|
md5:ce8922026b97eca740e68256d6a4c7c2
|
2.7 MB | Ön İzleme İndir |